Küreselleşen Dünya, Türkiye ve Demokratikleşme
Article Sidebar
Özet
Son yıllarda, hem akademik ve kamusal söylemin felsefi/kuramsal dünyasında, hem de toplumsal yaşamın somut dünyasında aktörlerin, stratejilerin ve düşüncelerin hızla değiştiğini gözlemlemekteyiz. Küreselleşme söylemi, bu bağlamda, 1990ʻlardan başlayarak giderek yaygınlaştı, popülerleşti, ve toplumsal değişim çözümleri içinde anahtar kavram konumuna yükseldi. Martin Shaw'ın da belirttiği gibi, özellikle 1990'lar-ortası dönemden beri, küreselleşme söylemi, bir taraftan Soğuk Savaş sonrası uluslararası siyasal, ekonomik ve kültürel ilişkilerin çözümlenmesinde, diğer taraftan da hem modernite üzerine yapılan tartışmalarda, hem de farklı demokrasi söylemleri içinde temel gönderim noktası olarak işlev görmeye başlardı; belki de akademik ve kamusal söylemin hegemonik kavramı olarak. Küreselleşme kavramının bu hegemonik niteliği, 11/Eylül, 2001 günü Amerika'da oluşan terör eyleminden bugüne, uluslararası ilişkilerin ve dünya siyasetinin, teröre karşı küresel mücadele adı altında gerçleştirilen savaşlar ve ülke işgalleri, insan hakkı ihlalleri, ve farklı olanı ötekileştirmeler temelinde yaşadığı kınılmalar sonucunda çok daha arttı; bugün yaşadığımız küresel mali kriz, küresel ısınma, küresel adalet sorunu v.b. önemli sorunlar sonucunda da, hem toplumsal ilişkileri anlamanın, hem de toplumsal sorunlara çözüm bulmanın temel anahtar kavramı niteliğini pekiştirerek, akademik ve kamusal söylem içinde tam anlamiyle hegemonik kavram olma niteliğini kazandı.