e-ISSN: 1305-4600
Yayın Aralığı: Yılda 2 Sayı
Başlangıç: 2005
Yayıncı: Serkan Yorgancılar

Bülent Tokgöz ile Röportaj: Afganistan’da Güncel Gelişmeler

Bülent Tokgöz ile Röportaj: Afganistan’da Güncel Gelişmeler

##plugins.themes.bootstrap3.article.sidebar##

Muhammed Ünlüler
Nasıl Atıf Yapılır
Ünlüler, M. (2021). Bülent Tokgöz ile Röportaj: Afganistan’da Güncel Gelişmeler. Demokrasi Platformu, 10(35), 118–134. Geliş tarihi gönderen https://demokrasiplatformu.com/dergi/article/view/228


Özet

Taliban’ın yeniden iktidara gelişi, Taliban’da yaşanan değişim nasıl ortaya çıktı? Fikri ve siyasi paradigmasına dair neler? Örgütlenme biçimi nasıl? Taliban’ın yeni dönemde Pakistan’I değil Katar ile yakınlaşması nasıl anlaşılmalı? Türk-Taliban ilişkilerinin seyri nereye gidiyor? DAİŞ, El-Kaide, Lübnan Hizbullah’ı gibi yapılarla kıyaslanabilir mi benzerlikler var mıdır?

Her şey değişir. Akideler de değişir. Bu değişim Taliban gibi istişari yapılar için savrulma şeklinde değil bir ırmağın yatak değiştirmesi suretinde cereyan eder. ABD’nin Afganistan’dan ayrılmasından sonra Taliban yeniden iktidara geldi. ABD’nin istediği barışın gerçekleşebilmesi için Taliban Katar   tarafından ehlileştirildi. Taliban Pakistan’ın sultasından kurtulma adına Katar imkanını iyi değerlendirdiler. Katar’da güvenli şartlarda, pratiğin acil dayatmalarının uzağında serinkanlı düşünüp okuyabilecekleri bir zemin buldular.

Taliban Afganistan’ı orta vadede bir ulus-devlet hâline getirerek, uzun vadede de modernleştirmesini sağlayabilecek bir güç olarak görülebilir. Peştular istişari bir topluluktur, aileden kabileye, kabile konfederasyonundan örgüt yönetimine kadar Peştular hayal edemeyeceğimiz kadar demokratik yapıya sahip bir kavimdir.

Her ülke nevi şahsına münhasırdır. Afganistan ise daha fazla kendine münhasırdır. Afganistan’ın kaderini belirleyen şey coğrafya ile nüfus dağılımının karşı konması güç bir merkezkaç kuvvet teşkil etmesidir. Afganistan’ı işgal eden her bir işgalci, kendisiyle işbirliği yapacak etnik güçleri bulmakta zorluk çekmemiştir. Bu ise fay hatlarını derinleştirdi ve kalıcılaştırdı.

Peştu olmayanlar kendi aralarında mezhep ve kavim ekseninde parçalıdır.  Hemen hepsi birbiriyle kan davalıdır. Peştular, Türklerin delaletiyle hidayet bulmuş bir kavimdir. Bundan ötürü Hanefi ve Matudiri’dirler. Taliban’ın din anlayışına etki eden başka bir faktör ise Arap mücahitlerdir. 1980’lerde tarihte ilk defa Peştular arasında din değiştirir gibi mezhep değiştirme olgusuna rastlandı. Önce El-Kaide, daha sonra DAİŞ’le birlikte hareket eden Peştu gençliği tüm dengeleri ilgilendiren tehlikeli bir çarpan haline geldi.

Ahmed Mesud, tıpkı Washington Post’taki makalesinde dediği gibi sadece kendisi için değil Batı için de savaşıyor.

Taliban’ın ortak bir tarihe rağmen Türkleri pek tanıdıkları söylenemez. Daha doğrusu Özbekleri, Türkmenleri tanırlar ve onlardan hareketle Türkiye hakkında bir hükme varabilirler. Türkiye üstüne okumuş, özellikli bir bilgisi olan Peştu’ya rastlamadım şahsen.

Türklerin Hanefi olduğu bilgisi sıradan bir Peştu için önemlidir. Türkler’in Afganistan’ın eski işgalcileri Ruslar ve İngilizlerle savaşmış olması da önemlidir.  Günümüzdeki işgalci ABD’ye karşı içten içe bir bağımsızlık mücadelesi veriliyor olması da önemlidir.

Onların bizimle ilgili cehaletlerinin mazereti var ama bizim yok. Tarihteki rolümüz ile bilincimizdeki tarihin orantısızlığı bizim en ciddi talihsizliğimiz. Türkiye’nin kendisini Taliban’a anlatabilmesi gerekirdi. Taliban’ın bizimle ilgili cehaletlerinin mazereti var ama bizim yok. Afganistan’da Türkiye’nin daha fazla olması bir onur meselesi olarak görülmeli. Onurlu insanlar Afganistan’da var olmalı.  Türkiye’deki Taliban karşısındaki tepkilerin çoğu ideolojik ve basmakalıptır.

Türkiye Afgan mülteci akışından en çok nasiplenen ülke. Hedef ülke olduğu söylenemez.  mültecilerin gidebileceği en batıdaki ülke. Mecburen son durak olduğu için burayı seçiyorlar. İran bunu çok iyi okuduğu için kapıları gevşek tutuyor, Türkiye’ye ittikten sonra kilidi vuruyor. Bir huni içinde mültecileri biriktirip Türkiye’nin bidonuna boşalttığını söyledim birkaç yerde, bu benzetmeyi yalanlamak niyetinde olduğunu hiç sanmıyorum. Türkiye’nin kapı bacasına daha fazla sahip çıkacağına dair de pek alamet yok. Garip bir politikasızlık hakim. Yükselen yabancı düşmanlığına, ırkçılığa varan mülteci karşıtlığına rağmen ne bu yükselen tansiyonu düşürmeye ne de mülteci akınına çekidüzen vermeye dönük ciddi bir müdahale göze çarpmıyor.

“Çin Modeli”: Gittikçe şöyle düşünmeye başlıyorum: Türkiye ile Çin arasında gizli bir anlaşma var, bu anlaşmaya göre Türkiye Avrupa’nın Çin’i olacak, yani Çin’de üretilen malların Avrupa’ya geçtiği köprü olmak yerine Çin’in Avrupa’ya çalışan imalathanesi olacak. Bunun için de ucuz işgücü gerekiyor. Ülkenin dünyanın dört bir yanından hırlı mı hırsız mı ayırt etmeksizin mülteci cennetine dönüştürülmesinin bir izahı varsa budur sanıyorum.

##plugins.themes.bootstrap3.article.details##